Çıkış / Exit

İşleminiz Yapılıyor.
 
 
 
 
 
 
 
 
English

Zenbilli Ali Efendi, Piri Mehmed Paşa’nın dedesi Mahmut Çelebi’nin amcası Ahmet Çelebi’nin oğludur. Cemaleddin Aksaray-i’nin ikinci batından evladı olup doğum tarihi hakkında kesin bir tarih bulunmamaktadır.

Ali Cemali efendi daha eğitimin başındayken hukuk tahsiline önem verdiği, fıkıh ve usul-i fıkıhla ilgili Muhtasar-ı Kuduri ile Manzume-i Nesefi’i ezberlemesinden anlaşılmak tadır.

Karaman’dan İstanbul’a gelip Molla Hüsrev(Ö, 885H/ 1480) in derslerine devam etti. Bu zat müftü olunca, Bursa’ya giderek Sultaniye müderrisi Mevlana Hüsam Zade Efandi’nin öğrencisi oldu. Öğrenimini tamamlayınca, Hüsam Zade onu kendisine Muid edinip kızıyla evlendirdi. Öğrenci yetiştirecek seviyeye gelince değişik yerlerdeki medreselerde müderrislik yaptı. Müderrislik yaptığı şehirlerin bazılarının müftülüğünü de yürüten Ali Cemali, 2. Bayezid tahta çıktıktan sonra 908H/1503’te Şeyhü’l İslam olarak atandı.

Şeyhülislam olduktan sonra 2 Bayezid, ona 911H/1505-1506’da İstanbul’da yaptırdığı, şu anda hat müzesi olarak kullanılan medresenin müderrisliğini, haftada bir gün ders okutmak kaydıyla, şeyhülislamlığa ek olarak elli akçe ile verir.Sultan Selim Han’da Ali Cemali Efendi’yi saltanatı süresince makamında bırakmış; Kanuni Sultan Süleyman Han’da onu 932H/1525’te vefatına kadar görevinden almamış, ancak ölümünden önce iş göremez derecede hasta olunca görevinden uzaklaştırmamış ve fetva işlerinin aksamaması için ulemadan Şeyh Bahaeddin-Zade Muhyiddin Mehmed (Ö.952 H/1545)’i kaim-i makam tayin etmiştir. Bu duruma göre Ali Cemali Efendi(Ali Çelebi-Zenbilli Ali Efendi) 24 yıl şeyhülislamlık yapmıştır.

Ali Cemali Efendi, özel hayatında oldukça sade ve alçak gönüllü, büyük küçük herkese değer veren üstün kişilikli bir zattı. Uzun süre fetva makamının fırsat ve imkanlarını elinde bulundurduğu halde hiçbir zaman tevazuyu elden bırakmamış, hayatının sonuna dek gurursuz ve debdebesiz tutumunu sürdürmüştür. İnsanlara yardım etmek ve onların işlerini kolaylaştırmaktan büyük haz duyardı.Fetva için başvuranların işlerini, formaliteye boğmadan kısa sürede sonuçlandırırdı. Konağın üst katında ‘’çardak ta oturup’’ çalışmalarını sürdürür, iş sahiplerini bekletmemek için çalıştığı odanın penceresinden aşağı sarkıttığı zenbille soruları alır; fetvayı yine onunla aşağı gönderirdi.

Müstakim-Zade onun ‘’erbab-ı halden ‘’olduğu hususun da herkesin müttefik olduğunu yazmaktadır. Bazı eserlerde isminin önüne‘’sufi’’konması ve‘’sahibi keramet’’olarak gösterilmesi bu yüzdendir. Cemali Ailesi’nden önde giden kuşaklarda tasavvufun yaygın olması onunda aynı yönde hal sahibi olmasına yol açmış olmalıdır. Ali Cemali Efendi aynı zamanda akrabası olmayan, Zeyniye Tarikati’nin İstanbul’daki en büyük temsilcisi olan, Şeyh Müslihiddin Vefa(ö.1491)’ya bağlanmıştır Şeyh Vefa’nın Kozmografya ve Musikıye dair eserlerinin olması, ayrıca İstanbul’un tül(boylam) ve arzına(enlem) göre ‘’ruzname’’ yapmış olması O’nun tasavvufun yanında bilim ve tekniğe verdiği önemi göstermesi bakımından ilgi çekicidir.

Ali Cemali Efendi Osmanlı Devleti’nde hukuk alanında yaptığı çalışmalarla da nam salmış bir şeyhülislamdır. Fatih’in şeyhülislamı Molla Hüsrev’in hukuk alanında gerçekleştirdiği gelişmeyi daha da ileri götürerek Osmanlı hukukunun mimarları arasında yer almıştır. Onun fetva vermedeki fıkıh kapasitesi duruma göre yeni şartları değerlendirebilme özelliğini güçlendirmiştir. Aynı zamanda cesur olması, doğru bildiğini hiç çekinmeden söyleyebilmesi hukukun üstünlüğü ilkesini doğurmuştur. Bu anlayışla Yavuz Sultan Selim gibi gazabı yüksek bir padişaha karşı bile hiç korkmadan hukukun üstünlüğünü göstermiş ve olumsuz kararlarında fetvadan çekinmemiştir. Bu ‘’Hukukun Üstünlüğü’’anlayışı ile Sultan Selim’in yanlış kararlarını düzelterek adalette sapmaları önlemiştir.

Ali Cemali Efendi, devrin en yetkili hukukçusu olarak Osmanlı ülkesinde, hukukun üstünlüğü esasının korunması için gayret göstermiş; bunu sağlamada amca oğlu Veziri Azam Piri Mehmed Paşa’dan destek almıştır.

1525 yılında vefat etmiş olup, Zeyrek’teki okulunun avlusunda gömülüdür. Faziletli, dürüst ve çalışkan bir devlet adamıdır. Birçok kitaplar yazmış ve İstanbul’da hayır eserleri bırakmıştır.

Ali Cemali Efendi, ifade yeteneği çok gelişmiş, çok güzel yazı yazan bir yazar manzum ilmi eser yazacak kadar şiire vakıf bir şair idi. Bazı eserleri şunlardır:

1)Muhtaratü-l fetva*54:Fıkha dair kitaplardan faydalanılarak yazılmış bir fetva mecmuasıdır.

2)Muhtasarü-l hidaye*55:

3)Adabü-l evsiya*56:Ahlak ilmine dair 2. Bayezid adına yazılmış eseridir.

4)Risale fi Hakkı’d-Devran *57 – 58: Arapça ve mensur fetva kitaplarıdır

 

HAKKINDA YAZILANLAR

Üç sultana şeyhülislâmlık yapan yüce veli...Zenbilli Ali Efendi

Ali Cemali Efendi Anadolu’yu nurlandıran velilerden Cemaleddin Aksarayi’nin torunudur ve tedrise beşikte başlar. O, misli zor görülen bir hafızaya sahiptir. Üstün körü geçilen kitapları bile harekesi harekesine ezberler ve yaşından beklenmeyecek sorular sorar. Hocaları böyle bir kabiliyetin önünü tıkamaktan çekinirler “Sen buralarda zâyi olma” derler, “Büyük âlimlerde oku, meselâ Molla Hüsrev’e git!”
O da öyle yapar. Molla Hüsrev ona bildiklerini öğretir, ancak “bunlar işin zahiridir” der, “şimdi sırlara ersen gerek. Bir Hakk aşığı bul ve ona köle ol!”

Hani derler ya, Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi. Ali Cemali Efendi’nin ihlâsından olacak, Ebûl Vefa gibi bir veli çıkar karşısına.

İşte böylesi genç ve bilgili biri, adı sofuya çıkan padişahın gözünden kaçmaz. II. Bayezid, O'nu sürekli takip eder. Bursa, İznik ve Bâyezid medreselerinde ders verdirir. Sonra tutar şehzadeler şehri Amasya’ya Müftü atar.

Görünen o ki Ali Cemali Efendi’nin önü açıktır. Ancak o devlet erkânı ile haşır neşir olmaz. Gecesini gündüzünü işine verir. Hâlbuki bulunduğu mevki birileri ile iyi geçinmeyi gerektirir. Mübarek mâkamında gözü olanları farkedince “Merâklısına mübarek olsun!” der, devlet kapısını terkeder. Çeker çarığını, düşer yollara.


ŞEYHÜLİSLAM OLDUNUZ!

Ali Cemali Efendi, Resulullah aşığıdır. İçindeki coşkunun seline kapılır Haremeyn’e gider, hacceder. Mükerrem Mekke’de ve Münevver Medine’de ilim meclislerine katılır. Feyz devşirir dervişçesine. Derken Kahire’nin ilim iklimi onu cezb eder, tam bir yıl kütüphane kütüphane gezer, medreselerde ders dinler. Osmanlı tedrisatı ile Arab tedrisatını mukayese eder. Buralarda daha ne kadar kalmayı düşünür bilemeyiz, ancak II. Bayezid onu Dersaadet’e çağırır. “N’olur, Buyurun Hocam!” der “Şeyh-ül İslâm oldunuz!”

Ali Cemali Efendi zühdü ve takvası ile tanınır. Onda zerre kadar rütbe, şöhret hırsı yoktur. Hal böyle olunca doğru bildiğini söylemekten çekinmez. Belki de bu yüzden ölünceye kadar (tam 24 yıl) makamında kalır. Bayezid-i Veli’nin ardından Yavuz ve Kanuni gibi iki zirveye hizmet eder.

Bir gün Yavuz Sultan Selim’in birkaç memurun kafasını vurduracağını duyar. Tutar eteğini saraya koşar. Divan toplantısına rağmen Padişaha çıkar. Yavuz tavizsizdir. “Vazifelerini ihmal ettiler hocam” der, “cezalarını versem gerek!” Zenbilli Ali Efendi kaşlarını çatar: “Benim şeyhülislamlıktan anladığım tek şey var!” der, “Senin ahiretini kollamak. Halbuki sen vebâle yürüyorsun. İnan, elim azaba duçar olursun. Benden söylemesi!” Ve çeker kapıyı gider. Yavuz’a tek söz düşer “Öyleyse affettik gitti!”

Sultan Selim çok celâllidir. Evet, devlete millete yararlı olanları mükafatlandırmayı da bilir, ancak en ufak hatayı cezalandırmadan duramaz. Yavuz tez parlar, ama haksız yere can yakamaz. Zira Zenbilli Ali Efendi mazlumların sığınağıdır. İşte genç Sultan, Şeyhülislâmını bu yüzden çok sever. Bu pervasız ihtiyarın gölgesi yeter ona. Yoksa ahiretteki hesabı çetin olacaktır.


ZENBİLİN HİKAYESİ

Mübarek mütebessimdir, refiktir, yumuşaklığı sever. Ufacık çocukları bile muhatap edinir, onlara nasihat eder. İnsanların çekinmeden soru sorabilmelerini çok ister. Ancak üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun şeyhülislamı halkın gözünde destan kahramanı gibidir. O, ne kadar mütevazı olursa olsun, karşısındakileri ter basar, huzurda sıkılırlar. Mübarek pratik bir yol bulur. Zenbilini camdan sarkıtır. Sorusu olan bir kağıda yazıp zenbile bırakır. Mübarek derhal cevabını yazar ve yine zenbille sallandırır aşağı. Düşünürseniz zor iştir. Her gün önünüze gelen yüzlerce kağıt ve birbirine benzeyen sıradan sualler. Ama o bunu kurtuluşunun sermayesi bilir. Öyle ya, insanlara Allah’ın dinini öğretmekten güzel iş mi vardır?

Mübarek çok merhametlidir, kendisine ve çevresindekilere yapılanları görmezden gelir, ancak mukaddesatımıza saldıranlara acımaz. Hatta sultanı tavır koymaya zorlar. Yavuz’u Çaldıran Savaşı'na sürükleyenlerden biri odur. Yine Mısır Seferini sonuna kadar destekler.


Rodos'ta geçen yıllar

Kanuni bütün Avrupa'yı hizaya sokar. Ancak Rodos hâlâ Akdeniz'in çıbanıdır. Zenbilli Ali Efendi, Padişah'ı sefere inandırır. Mübarek gözü kara bir cihad sevdalısıdır. Hatta yiğitlere yoldaş olur, adanın fethine katılır. Eli kanlı eşkıyalara, fitneci şovalyelere karşı savaşır. Rodos ele geçince burada kalmaya niyetlenir. Ömrünün son demlerini yerli halka İslâmiyeti anlatmakla geçirir. Burada medreseler, imaretler kurar ve ileri yaşına rağmen yıllarca imamlık yapar. Nice Rum'un hidayetine vesile olur ki, Rodoslu Müslümanların mayasında onun gayretleri vardır.

Mübareğin sonu hoş olur. Ayan beyan ölüme hazırlanır. O gün görülmedik şekilde neşelidir ve çevresindekilerle tek tek helalleşir. Talebeleri ayrılık vaktinin geldiğini anlar, çok ağlarlar. Nurlu kabri Zeyrek yokuşunda kendi dergâhının bahçesindedir.
 

Yavuz ve Zenbilli Ali Efendi

Heybetiyle cihan Padişahlarini ürküten, dünyayi iki hükümdara dar bulan, fermanlarıyla yürekleri titreten Yavuz Sultan Selim, bir İslam alimi önünde boyun bükmüş, Allah huzurunda hesap verememe endişesiyle kendi fermanını yırtmış ve bu olayın ders olması için dilden dile aktarılmıştır…

Bu ibret alınacak hadisenin içeriği şöyle hikayeleştirilir…

Yavuz Sultan Selim Edirne'ye gidiyordu. Belli bir yere kadar padişahı yolcu ettikten sonra geri dönerken, devrin müftüsü Zenbilli Ali Efendi, elleri arkasına bağlanmış 400 kişiye rastladı. Bunlar padişahın ipek ticaretini yasaklamasına rağmen ferman dinlemeyen tüccarlar olup, hepsi de idama mahkum edilmişti. Bunu duyan müftü efendi atını geri çevirip sürdü. Padişahın arkasından yetişti, her ikisi de at üzerindeydi. Zenbilli söze başlayıp dedi ki: "Padişahım! Gördüm ki bazı adamlar bağlamışlar… Eğer muradınız katl ise indallah helal değildir.'' Yavuz Selim Han işine müdahale edilmesine çok sinirlendi, beti benzi attı. "Mevlana! Nizam-ı Alem için insanların üçte birini katletmek helâl değil midir?" diye sordu. Müftü efendi: "Helaldir amma, cihanın işleri bozulup, fitneler çıktığı zaman helâldir" diye karşılık verdi. Yavuz daha çok öfkelenerek, kendi emrine muhalefet etmenin en büyük fitne olduğunu söylediyse de şeyh-ül İslam, meselenin hiç te öyle olmadığını izaha çalıştı. Bu ısrar Yavuz'u sakinleştirecegi yerde büsbütün celallendirdi ve: "Ben sana dedim ya, saltanat işlerine karışmak senin vazifen degildir !" diye çıkıştı. Zembilli Ali efendi de asabileşmişti: "Sultanım, bu ahiret işidir. Buna karışmak benim vazifemdir. Eğer affederseniz, kurtulursunuz. Aksi halde büyük bir ilahi cezaya müstahak olursunuz" diyerek selam bile vermeden padişahın huzurundan ayrıldı. Sultan Selim bir müddet olduğu yerde kalıp, düşünceye daldı. Devlet erkanı, atlarının üstünde hayret ve dehşet içinde bekleşiyordu. Yavuz Sultan, suçluların hepsini bağışladı. Sonrada Şeyh-ül Islam Zenbilliye bir mektup göndererek: "Anadolu ve Rumeli kazaskerliğini birleştirip, sana verdim. Bildim ki cümle sözünde hak üzeresin" dedi. Zenbilli Ali efendi özür beyan ederek, bu büyük makam ve mansıbı kabul etmediğini bildirdi. Zira Zenbilli gibi büyük alimler için ilim rütbesinin üzerinde bir başka makam yoktu. Yavuz Sultan Selim gibi büyük sultanların korkacağı yegane divan da ilahi adalet divanıydı.

Cin ve insin şeyhülislamı olarak zikredilen Zenbilli Ali Cemali Efendi, kaynaklarda doğum tarihi hakkında yeterince bilgi verilmemektedir. II. Bayezit, I. Selim ve I. Süleyman zamanlarında şeyhülislamlık yapan Ali Cemali Efendi, padişahın sınırsız yetkilerini dinin adalet anlayışı çerçevesinde sınırlamasıyla tanınmıştır.

Tahsilinin önemli bir kısmını Karamanlı Hamza, Molla Hüsrev ve Hüsamettin Efendi gibi tanınmış alimlerden aldı. Karamanlı Hamza'dan ders aldıktan sonra İstanbul'a gelip burada Molla Hüsrev'den ders aldı. Bu hocasının tavsiyesiyle Bursa'da Mevlana Muslihiddin'den din ilimleri ile fen ilimlerine dair dersler aldı. Tahsilini tamamlaması üzerine Fatih Sultan Mehmed zamanında Taşlık (Edirne) medresesine müderris olarak atandı.

II. Bayezid'in tahta geçmesinden sonra kendisiyle yakından ilgilenilerek müftülük ve müderrislik görevleri verildi. Devlet nezdindeki hizmetlerini başarıyla ifa ederek; derin bilgisi, adil davranışları ile kısa zamanda meşhur oldu. Devletin muhtelif yerlerinde müderrislik yaptıktan sonra, 1503 yılında başladığı şeyhülislamlık görevini vefatına kadar devam ettirdi.

Yavuz Sultan Selim, saltanatı boyunca onu makamında tuttu. Dengeli ve temkinli tavırlarıyla Yavuz Sultan Selim'in birçok haksız ve yersiz hatasını önledi. Kaynaklar, Ali Cemali Efendi'nin fikirlerini müdafaa konusunda pervasızlığı, hatasını gördüğü şahsın padişah dahi olsa yüzüne karşı söylemekten çekinmediği, yanlış hareketleri vaki olan padişahın huzuruna aniden girmekten çekinmediği konusunda hemfikirdirler. Birçok kişinin haksız yere idam edilmesine mani oldu. Azledilen bazı devlet memurlarının görevlerine iade edilmelerini sağladı. Mesela; Padişah, Hazine-i Amire çalışanlarından 150 kişinin idam edilmelerini emreder ve haber Zenbilli Efendi'ye ulaşır. Bunun üzerine hızla hareket ederek padişahın huzuruna çıkar. Mani olmaya çalışır. Bu hareketi devlet işlerine müdahale olarak gördüğünü söyleyen padişaha; "Müftü, hükümdarın ahiretini korumakla mükelleftir. Amacım, asla devletin işlerine karışmak değil aksine sizin ahiretinizi kurtarmaktır." cevabını verir. Söz konusu insanların kurtulmasına vesile olduğu gibi, işlerine iade edilmelerini sağlar. O dönemde padişahın hatasını yüzüne karşı söylemek bir yana; huzuruna çıkmanın dahi büyük bir cesareti gerektirdiği hatırlanırsa, söz konusu davranışın önemi daha da iyi anlaşılır.

Meşhur Osmanlı tarihçisi Hammer'in kaynak göstermeden aktardığı bir hadisede Zenbilli'nin, Padişahın üzerindeki etkisi açıkça görülmektedir. Günün birinde Padişah Zenbilli'ye; "bütün dünyayı fethetmek mi; yoksa, bütün insanları Müslüman yapmak mı daha evladır?" şeklindeki sorusuna karşılık, "Müslüman yapmak daha üstündür" diye cevap verir. Bunun üzerine Padişah, Osmanlı topraklarında Hıristiyanlığın yasaklanmasını ve Müslümanlığı kabul etmeyenlerin idam edilmelerini emreder. Zenbilli hemen harekete geçerek, Sadrazam Piri Mehmed Paşa ile birlikte Rum Patriği'ni, maiyetiyle beraber Padişahın huzuruna çıkartır. Patrik, dini serbestinin Fatih Sultan Mehmed tarafından tanındığını, cebren Müslüman edilmeyeceği taahhüdünde bulunulduğunu, bunu havi fermanın bir yangında yandığını söyler. Üç yaşlı yeniçeri de şahitlik yaparak olayı doğrularlar. Yavuz, emrini geri çeker ve böylece Zenbilli, Hıristiyanların kurtulmalarına vesile olur.

Dürüstlüğünü ve cesaretini hiçbir zaman yitirmeyen, doğruları ömrünün sonuna kadar söylemekten çekinmeyen Zenbilli, bu özelliğini Kanuni zamanında da devam ettirdi. Bu durumunu gösteren bir hadise de Risale-i Nur'da geçmektedir. "Hakikatlı Bir Latife" başlığı altında aktarılan hadisede Avrupa'dan alınan kanunlar eleştirilmektedir; "Sultan Süleyman Kanunî, kesretli kırk çeşme sularını İstanbul'a getirdiği vakit Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi ona demiş: "Hilâf-ı şeriat kanunları Avrupa'dan getirdiğin cihetle, İstanbul'a öyle bir bok sıçtın ki, o getirdiğin suların cümlesi üzerinden akıp geçse yüz senede temizleyemez." (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 143)

Son dönemlerinde epey yaşlanıp hastalanmasına rağmen görevinden alınmayarak kendisine fetva verme konusunda vekalet etmek üzere, Mevlana Şeyh Muhiddin Muhammed bin Bahaeddin ve Şeyh Abdülkerim Kadiri, Kanuni tarafından atanmışlardır. Bu durum Padişahın kendisine ne kadar değer verdiğinin çok önemli bir göstergesidir. İstanbul'da 1525 yılında vefat etti. Zeyrek'te yaptırdığı mektebinin yakınındaki mezarlığa defnedildi. Hanefi fıkhına dair "el-Mutahharat" (el-Muhtarat el-fatavi) adlı eseri mevcuttur. Diğer eserleri; Muhtasar el-hidaye, Adabü'l-avsiya (muhtemelen bu eser oğlu Fudayl Efendi'ye aittir), Risale fi hakk al-davaran.

Zenbilli Ali Efendi

Zenbilli Ali Efendi, Piri Mehmed Paşa'nın dedesi Mahmut Çelebi'nin amcası Ahmet Çelebi'nin oğludur. Cemaleddin Aksaray-i'nin ikinci batından evladı olup doğum tarihi hakkında kesin bir tarih bulunmamaktadır. Ali Cemali efendi daha eğitimin başındayken hukuk tahsiline önem verdiği, fıkıh ve usul-i fıkıhla ilgili Muhtasar-ı Kuduri ile Manzume-i Nesefi'i ezberlemesinden anlaşılmak tadır. Karaman'dan...

Pîr Ali Aksarâyî

Anadolu'da yetişen meşhûr velîlerden. Tasavvufta Melâmiyye yolundan yetişmiş olup, Seyyid Ömer Sekînî'nin halîfesidir. On altıncı asırda yaşamıştır. İnsanlara Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını anlatıp, pekçok insanı irşâd etmiş, saâdete kavuşturmuştur. Şöyle buyurmuştur: 'Eğer İbrâhim Edhem bu fakîrin zamânında olsaydı, ona...

Yusuf Hakiki

Yusuf Hakiki, Şeyh Hamid-i Veli( Somuncu Baba) nın oğludur. Aksaray'da doğmuştur. Miladi 1486 yılında Aksaray'da vefat etmiştir.Yusuf Hakiki, din ve dünya ilimlerini iyi öğrenmiş ve yetişmiş ve Türkçe ye kuvvetli manzumeler yazacak kadar hakim ve ergin bilgin kişidir. Bir çok yazılı eseri vardır. Bunlardan 'Hakikiname' adlı eser ile ' Muhabbetname' adlı eserleri vardır. Muhabbetname eseri 7502...

İsmail Maşûki

Aksarayî Pir Ali Sultan'ın Oğlan Şeyh adıyla da anılan oğlu İsmail Maşuki, 1508 yılında Aksaray'da doğmuştur. Pir Ali Sultan'dan sonra Melâmi kutupluğu Oğlan Şeyh'e geçmiştir. Gölpınarlı'nın aktardığı bir rivayete göre Maşuki, müritlerine bazen 'Allah, Allah' zikri yerine 'Allahım, Allahım' dedirtirmiş. Kanuni Sultan Süleyman'ın emriyle oniki öğrencisiyle birlikte...

Cemal Halveti

Aksaraylı Mutasavvuf, Şair Çelebi Hâlife Şeyh Mehmed Cemâli'dir. Müderrisken tasavvufa heveslenerek devlerinin ünlülerinden feyz almıştır. Amasya'da ve İstanbul'daki Koca Mustafa Paşa Dergâhı'nda Halvetîliği yapmıştır. Pek çok kitaplar yazmış ve şiirleri bestelenmiştir. Hacca giderken yolda ölmüştür. Mutasavvıfların, çok yönlü kişilikleri ile toplumun inşasına önemli katkı...
erotik diyet sitesi